Evlerimizi temizlerken aslında kirlettiğimizin farkında mısınız? Çamaşır suyu, güçlü kir ve yağ çözücüler kullanıp evimizi mikroplardan arındırdığımızı düşünürken, yerlerine, bize mikroplardan daha fazla zarar veren kimyasallar koymuş oluyoruz. Bu risk mutfaklarda daha da tehlikeli bir hal alıyor, çünkü kimyasalları temas ettikleri gıdalarla birlikte de vücudumuza almaya başlıyoruz. Peki, başka bir temizlik mümkün mü? Elbette mümkün! Gelin mutfakta doğal, zehirsiz temizlik nasıl olur biraz konuşalım.
Mutfakta doğala dönüş inanın düşündüğünüzden daha kolay. Başlangıçta, kimyasal birikmiş tabak çanağınız, belki buğulu lekeler bırakabilir, ancak zamanla biriken kimyasal kalıntılarını attıkça, o eski günlerindeki parlaklığı geri kazanacaktır. Tezgahınız, buzdolabınız ve işin sonunda vücudunuz da tertemiz olacaktır. Ve nihayetinde, hem kendinize hem de gezegene iyi geleceksiniz.
Ceren Özcan Tatar
Günümüzün ortalama 8 saati ofislerimizde ya da masa başında geçiyor. İş için, okul için, kişisel gelişimimiz için saatlerimizi harcıyoruz. Ancak farkında olmadan yalnızca saatlerimizi değil, dünyayı da harcıyor olabilir miyiz? Hedeflediğimiz amaçlara ulaşmak için çabalarken gezegenimizin kaynaklarını nasıl tükettiğimizi ihmal edebiliyoruz. Hayatımızın üçte birini geçirdiğimiz çalışma alanlarında, atıklarımızın da büyük çoğunluğunu çıkarıyoruz. Halbuki basit birkaç adımla çalışırken atıklarımızı azaltabilir, gezegenimize iyi gelecek tercihler yapabiliriz.
1. Gereksiz çıktı almaktan kaçının.
Artık çoğu doküman, not ve dosyalar dijital olarak paylaşılıyor. Ancak çoğumuz hala elimizde tutup çize çize okumak istiyoruz. Bu nedenle de bazen bir dönemde bir öğrencinin kendi boyunu geçecek kadar çıktı alabiliyoruz. Bunu yaparken çevreyi düşündüğümüzü zannederek bazen arkalı önlü, tek yaprakta 4 sayfa gibi çözümler başvuruyoruz ancak yine harcanan mürekkebi ve kağıdı, yani kesilen ağaçları fark edemiyoruz. Çıktı almak yerine bilgisayarımızdan ya da tabletlerimizden okuma yapmak ise tüm bu israfın önüne geçmenin en kolay yolu. Eğer benim gözlerim yoruluyor derseniz mavi ışık filtreli bir gözlük edinerek bu yorgunluktan kurtulabilirsiniz. Okuduklarınızı çizip not almak için ise bilgisayarınızdaki yazı programının notlarını ya da PDF okuyucunun not ve işaretleme seçeneklerini kullanabilirsiniz. Artık çoğu okuyucunun işaretlemede renk seçenekleri bile var. Böylece farklı konularda birbirine karışmayan işaretlemeler de yapabilirsiniz. Üstelik bir dokümandaki bir kelimeyi, cümleyi aramak bilgisayarda çok daha kolay.
2. Dijital ortamda çalışın.
Dokümanların yanında not defterlerinizi, ajandanızı, yapılacaklarınızı da dijital ortamda kullanabilirsiniz. Microsoft'un Office 365 altındaki Outlook, Todo ve OneNote uygulamaları, Apple'ın İcloud Takvim, Hatırlatıcılar ve Notlar uygulamaları, Google'ın Takvim, Tasks ve Keep uygulamaları gibi birbiriyle ve cihazlarınız arasında senkronize ulan uygulamaları hayatı inanın çok kolaylaştırıyor. Bunun yanında Notion, Todoist, Focus To-do, Evernote gibi uygulamalar da benzer hizmetleri size sunuyor. Üstelik dijital not uygulamalarının internet tarayıcılara eklenebilen kırpma eklentileri ile internette gördüğünüz ve önem verdiğiniz yazıları, görselleri kolayca notlarınıza ekleyebiliyorsunuz. Tüm notlarınıza, takviminize ve yapılacaklar listenize hem bilgisayar, hem tablet, hem de telefondan ulaşabilmek ise yanınızda taşıyacağınız ve sonunda atık olacak bir ajanda, yapışkanlı notlar ve defterlerin yerini kolayca alacak ve size fiziksel bir yük olmaktan da çıkacak.
3. Dijital karbon ayak izinizi ihmal etmeyin.
Dijital ortamda çalışmak bir çok ağacı kurtarıyor, evet. Ancak internet görünmez bir alameti farika olarak bizleri onun karbon ayak izini ihmal etmeye de yönlendirebilir. Kullandığımız e-posta ve bulut hizmetleri kesintisiz şekilde çalışabilmek için serverlara ihtiyaç duyar. Bu serverlar ise genelde 'boş' alanlar inşa edilir, sürekli elektrik tüketir ve soğuması için sürekli su ve hava döngüsüne muhtaçtır. Yani dijital ortamda çalışırken, özellikle bulut ve e-posta hizmetlerinden faydalanırken bunu aklınızda tutmanızda fayda var. Yalnızca metin içerikli bir e-posta 4 gram, ekleri de içeren bir e posta ise 50 grama kadar karbon ayak izi salınımına sebep olmaktadır. Bir arama motorunda yaptığımız ara ise 7 grama kadar karbon ayak izi bırakmamıza neden olabilir. Bunun önüne geçmek için 'tamam', 'anlaştık' gibi kısa içerikli e-postalar göndermekten, hatırlayabileceğiniz bilgileri arama motorunda aramaktan, bulut sisteminde gereksiz dosyalar tutmaktan vazgeçebilirsiniz. Bu arada bu madde ile ilk ve ikinci maddenin çelişkiye düştüğünü düşünenler için de iç rahatlatıcı olarak şunu söyleyebilirim. Bilgisayarınızda ya da harici belleklerde tuttuğunuz dosyalar, çıktı alacağınız kağıtlar ya da kullanacağınız defterlerden daha az karbon ayak izine sahip olacaktır. Kağıt için harcanmayan ağaçlar saldığınız karbonu yakalayarak pişmanlığınızın önüne geçebilir. Ancak hala bu konuda endişeniz varsa fidan bağışı yapıp daha çok ağaç dikilmesine katkıda bulunabilirsiniz.
4. Kalemlerin de atıksız seçenekleri vardır.
Atıksız kalem deyince aklınıza yoksa ilk olarak kurşun kalemler mi geliyor? Aslında kurşun kalemler düşündüğümüz kadar atıksız değildir. Yazı yazmak için ihtiyacımız olan kurşun diye andığımız kalemin minesidir. Onu tutabilmemiz için de bir ağacın içine yerleştirilirler. Bunun yerine uçlu kalem olarak da bilinen versatil ve portmin kalemleri tercih ederseniz, yalnızca kalemin minesini kullanmış, herhangi bir ağacı yavaş yavaş yontarak yok etmemiş olursunuz. Benzer şekilde renkli kalem uçları da tercih edebilirsiniz. Ancak iş plastik tükenmez kalemlere ve işaretleme kalemlerine (fosforlu kalemlere) gelince biraz değişiyor. Eğer yeniden doldurulabilir bir işaretleme kalemi kullanmıyorsanız, o işaretleme kalemi bittiğinde dışındaki tüm plastik dönüşümü zor bir atığa dönüşür. Ancak jumbo boy fosforlu ya da fosforsuz boya kalemleri de birebir aynı işi görebilir. Tükenmez kalemler yerine ise dolma kalem kullanabilirsiniz. Pompalı bir dolma kaleminiz varsa farklı renklerle doldurarak atıksız bir yazı elde edebilirsiniz. Eğer kartuşlu bir dolma kalem kullanıyorsanız, kartuşu değiştirmek yerine bir şırınga yardımıyla tekrar doldurabilirsiniz.
5. Defterler ve notlar dünyaya zarar vermesin.
İyi güzel ama ben teknolojiyle çok mesafeliyim ve defter kullanmayı tercih ediyorum derseniz onun da daha az atıklı seçeneklerinin olduğunu söyleyebilirim. Defterlerinizi geri dönüşümlü kağıtlardan tercih edebileceğiniz gibi, eski defterlerinizin boş sayfalarından kendiniz de dikebilirsiniz. Defter dikimine ilişkin internette pek çok video bulabilmek mümkün. Eğer elinizde tek tarafı kullanılmış kağıtlardan başka bir şey yoksa, onlardan kendi kağıtları yapmanız da mümkün. Yine internetteki videolar bu konuda çok ama çok yardımcı oluyor. Üstelik evde geri dönüştürülmüş kağıt yapabilmek çok eğlenceli!
6. Çalışırken odaklanabilmek de önemli.
Odaklanmakta sorun yaşayanlardan mısınız? Günümüzde odaklanamamak çoğu insanın problemi. Kişisel alanlarımız insanlar tarafından doğrudan ya da telefon bildirimleri, e-postalar vb şeyler tarafından dolaylı olarak ihlal edilebiliyor e bu konsantrasyonumuzu yitirmemize sebep oluyor. Bunun önüne geçebilmek için çalışırken odaklanmanıza yardımcı müzikleri kulaklıkla dinleyebilir, telefonunuzu ihtiyaç duymadan görmeyeceğiniz bir yere, ekranı yere bakacak şekilde koyabilirsiniz. Ayrıca çalışma anlarınızda aromaterapiden de destek alabilirsiniz. Zihnin çalışmasını ve odaklanmasını destekleyici koku karışımları ile çalıştığınız ortamı kokulandırarak kendi çalışmalarınızı destekleyebilirsiniz. Kulağa plasebo etkisi gibi gelse de, biberiye, vetiver, nane ve turunçgiller gibi bazı uçucu yağların zihnin çalışmasını desteklediği bir çok çalışma tarafından ortaya konmuştur. Urban Aromatherapy'nin de favori odaklanma karışım yağı Brain Storming :) İçinde vetiver, biberiye ve limon var. Bir yargıya varmadan önce denemenizi kesinlikle öneririm.
7. Kahvenizi/çayınızı nasıl alırsınız, atıklı mı, atıksız mı?
Eğer bir ofiste çalışıyorsanız, ya da ders çalışmak için kütüphane ve kafelere gidiyorsanız, çalışma anında içtiğiniz çay/kahveyi nasıl tüketiyorsunuz, karton bardaklarda mı, yoksa kendi bardağınız/termosunuzda mı? Yaygın düşüncenin aksine karton bardaklar yalnızca karton değildir, içlerinde sızmayı önlemek için incecik bir plastik film kaplıdır. Bu da onu kompozit atık sınıfına sokar ve Türkiye'de kompozit atıkların geri dönüşümü şans eseri denecek kadar az bir orana sahiptir. Bu nedenle kahve/çayınızı kendi kupanıza, mugınıza, bardağınıza ya da termosunuza almanız ciddi bir tek kullanımlık bardak atığını ortadan kaldıracaktır. Eğer bir ofiste çalışıyorsanız bunun herkes tarafından yapılabilmesi için yöneticilerinizle de konuşabilirsiniz.
8. Her şeyin daha az atıklı bir alternatifi vardır.
Çalışma alanlarında kullandığımız çoğu şeyin daha atıksız bir alternatifi mutlaka vardır. Örneğin çıktı almanız gereken dokümanların yazı tipini EcoFont ailesinden seçerseniz %60'a varan kartuş tasarrufu sağlayabilirsiniz. Bir de kartuş tasarruflu bir yazıcı tercih ederseniz bu konuda elinizden geleni yaptınız demektir. Defterlere yazdıklarınızı silmek için hav çıkaran silgiler yerine hamur silgileri tercih edebilirsiniz. Bir arada durması gereken dokümanları hiçbir zaman geri dönüşüme gitmeyen zımbalar yerine tekrar kullanılabilen ataşlar ile tutturabilirsiniz. Pille çalışan ve pilinin yenilenmesi gereken elektrikli ve elektronik aletlerde şarjlı pil kullanarak pil atığıyla uğraşmaktan kurtulabilirsiniz.
Böyle küçük adımlar atarak gezegenimize yük olmaktan çıkıp ona iyi gelebilmemiz mümkün. Yeter ki bu konuda yaratıcı ve çevreci düşünmeye açık olalım.
Ceren Özcan Tatar
Urbaneco Ekibi
Kaynaklar:
https://en.reset.org/knowledge/our-digital-carbon-footprint-whats-the-environmental-impact-online-world-12302019
https://www.bbc.com/future/article/20200305-why-your-internet-habits-are-not-as-clean-as-you-think
Bambu diş fırçası, çözünebilir ve paketinde plastik içermeyen diş ipi, ev yapımı diş macunu, oil-pulling ile yağ çekme, dil temizleme ve hdrolatla ağız gargarası desem ne derdiniz? Okuması uzun ama yaparaken hepsi 2-3 dakikalık işlem hayatımızda. Gelin tek tek inceleyelim beraber neler yapabiliriz ekolojik ağız ve diş sağlığımız için.
Hepimiz biliyoruz ki diş fırçası kıllarının yıpranması kontrol edilerek 3 ayda 1 değiştirilmeli. Bir kişinin yılda 4 defa böyle bir çöp çıkardığını düşündüğümüzde, dünyada 1 yılda 23 milyardan fazla diş fırçasının çöpe atılması söz konusu. Bir plastiğin doğada yok olma süresi min 400 yıl. İyi markalı diş fırçalarının da malesef tamamı plastik. Mümkünse diş fırçalarımızı bambu tercih ederek ekolojik ayak izimizi hafifletebiliriz. Bambu diş fırçalarından tek şikayetim kıl sayısının azlığı.
Gelelim diş ipine, dişlerimizi çok iyi fırçaladığımızı düşünsek de dişlerimizin yapısı gereği fırçanın alamadığı yemek artıklarını diş ipi ile temizlememiz gerekiyor. Yıllarca plastik kapların içindeki diş iplerini kullandım ancak doğada çözünmemesi ve metrelerce iplerin parçalara ayrılması hatta bu ipleri bir araya getirmek için kullanılan plastik kutu da beni artık eskisinden daha çok rahatsız ediyor. Bazı markalar bu soruna güzel çözümler getirmiş, çözünen diş ipi ve kağıttan yapılmış ip sarma materyali.
Benim bazen aklımı kurcalayan konulardan biri diş macunu. Kimileri çok memnun kimileri benim gibi florür konusuna takıntılı. Benim diş hekimimin altını çizdiği bir konu var ki diş macunundan ziyade fırçayı nasıl tuttuğumuz, dişimizi nasıl fırçaladığımız ve ağzımızı nasıl çalkaladığımız çok daha önemli. Florür zararlı diyen diş hekimleri de var, dozunda kullanılırsa faydası var diyende. Örneğin 6 yaş ve üstü bireyler için 1450 ppm florür şart, 2 yaş altındaki çocuklar için ise bu rakam 450 ppm. 2-6 yaş arası için ise 1000 ppm tavsiye ediliyor. Ancak ben yine de kendi tarifimi yapacağım diyorsanız websitemizin tarifler bölümünde göz atabilirsiniz.
En sevdiğim iki konudan biri Oil Pulling-yağ çekmek. Benimde hayatımda birkaç yıldır düzenli uyguladığım bir alışkanlık aslında. İster hindistan cevizi yağı, isterseniz susam veya zeytinyağı ile de yapabilirsiniz. Yağların organik ve soğuk sıkım olmasına dikkat edin. Tarifler bölümünde nasıl yapacağınıza dair ipuçları yer alıyor.
Dil temizlemeye gelince, size şunu garanti ediyorum başladıktan sonra belkide asla vazgeçmek istemeyeceğiniz adım bu adım olacak. Hatta akşam dişlerinizi iyice fırçalayıp, gargaralarla ağzınızı iyice çalkalayıp yatsanız bile sabah uyandığınızda dilinizde biriken toksinleri temizlediğinizde çok şaşıracaksınız. Muhakkak dil temizliği aparatına ihtiyacınız yok, basit bir kaşık yardımıyla da yapabilmeniz mümkün. Tek yapmanız gereken dilinizi arkadan öne doğru sıyırmak.
Aromaterapi'nin vazgeçilmesi hidrolatlar içinde eser miktarda yer alan uçucu yağlarla antiseptik gücünü korumaya devam ediyor. Genel olarak ağız temizliği için gargara önerisi tuzlu su ancak gül suyu veya lavanta suyu ile ağız gargarası yapmanız mümkün.
Genel olarak büyük bir çaba gerektirmeyen ancak hayatınızda düzenli bir alışkanlık haline getirdiğinizde hem kendi sağlığınız için hem de gezegenimiz için ne kadar önemli bir adım atmış olacaksınız, bugün tam da o gün olmasın mı?
Bitkilerin sağlıklı gelişiminde saksıların önemi çok büyüktür. Saksılar bitkilerin yuvasıdır. İç mekanda kendi yeşil dünyamızı yaratmaya yardımcı bir aksesuardır. Saksının yapısal özelliği bitkinin gelişimi için çok önemli yer tutmaktadır.
Son yıllarda iç mekan bitki yetiştiriciliği Covid-19 hastalığının da etkisiyle popüler bir hal aldı. Çeşitli türlere evlerinde yer vermek isteyen bitki yetiştiricileri bu alanda daha donanımlı olmak adına çeşitli eğitim ve araştırmalara yönelmeye başladı.
Bitki bakımında belli bir bilgiye sahip olduktan sonra daha detaylı düşünmeye başlarsınız. Türlerin farklı isteklerini karşılamak istersiniz. Onların dilini çözdükçe daha bakımlı bitkilere sahip olursunuz. İşte bu süreçte doğru saksı seçimiyle de bitkilerinize uygun yuvalar yaratırsınız.
Peki bitkiler için plastik saksı mı yoksa toprak saksı mı kullanmalıyım?
En sık merak edilen konulardan biridir.
Toprak saksı doğa dostudur. Bitkiler toprak saksıda daha mutlu ve sağlıklı gelişim gösterir. Fakat toprak saksı dış mekan bitkileri için daha uygundur. Fakat toprak saksılarınızın iç ve dış yüzeyleri cilalı ya da sırlı olmamalıdır. Eğer içi sırlı saksı kullanırsanız toprağın kuruması uzun sürer. İçi sırlı ya da cilalı saksı suyu uzun sürede emer. Bu nedenle eski usul toprak saksı kullanmanızı öneririz. Toprak saksılar dış mekanda kullanıldığında havaların sıcak olduğu dönemlerde su kaybettiği için çevreye nem salar. Bu nedenle havanın sıcak olduğu günlerde toprak saksıda bakım sağladığınız bitkilerinizin mutlaka toprak nemini kontrol edip ona göre daha sık sulama yapmanız gerekir.
Kış döneminde ise dış mekanda toprak saksıda bakım sağladığınız bitkilerinizin köklerini soğuklardan korumuş olursunuz. Toprak saksı bitki köklerini çok sıcak ya da tam tersi çok soğuk havalardan korur.
Toprak saksınızın mutlaka tabanında hava delikleri bulunmalıdır. Sulama yaptıkça suyun dip toprakta birikip bitki köklerini çürütmemesi adına delikli saksı kullanımı önemlidir. Dip toprakta su birikmesi sonucu zamanla bu bölgede oluşan bakteriler kökleri tehdit edecek hal alır.
Toprak saksının iç mekanda kullanımı sizlerin sağlığını olumsuz etkileyecek durumlarla karşılaşmanıza neden olabilir. İç mekan bitki bakımında kullanılan toprak saksıların dış yüzeyinde oluşan mantar tabakası ya da yosun oluşumu alerji hastalığı olanlar için olumsuzluklar doğurabilir.
Plastik saksılar işte tamda bu noktada iç mekan bitkileri için daha sık kullanılmaya başlamıştır. Yine plastik saksı kullanımının fazla olmasının nedenleri toprak saksıya göre ucuz olması, farklı boyutlarına ulaşmanın kolay olması, kırılma olasılığının düşük olması ve toprak saksılara göre daha fazla hava deliğine sahip olması gibi avantajları söz konusudur. Plastik saksıların dezavantajı da fazladır. Plastikler havanın sıcak olduğu dönemde çok ısındığı için bitki köklerine zarar verebilir. Yine soğuk havalarda da köklerin üşümesine neden olabilir. Plastik saksılarda mutlaka hava delikli olmalıdır. Çok ince plastik saksılar tercih edilmemelidir. Suyu yüzeyde uzun süre tuttuğu için mutlaka her sulama öncesinde toprak nemi kontrol edilmelidir.
Naz Irmak Saf
Urbaneco Ekibi
Urban Aromatherapy yağlarında kullandığımız üç bitkinin bakımını evlerimizde rahatlıkla sağlamak mümkün.
Lavanta, karanfil ve gül bakımı için neler yapmanız gerekiyor gelin hep birlikte göz atalım.
LAVANTA BAKIMI
Evinizde saksıda lavanta bakımı yapabileceğinizi biliyor musunuz? Eğer lavanta bakımı için belli koşulları tam olarak sağlayabilirseniz harika bir sonuç elde edebilirsiniz. Bunun için en önemli noktaların başında verimli bir toprak, ideal bir saksı ve kaliteli bir tohuma ihtiyacınız olacak.
Lavanta, güneşi çok sevdiği için güneşli bir ortamda bakımı sağlanmalıdır. Mart-Mayıs ayları arasında havanın ısınmaya başladığından emin olduğunuz zaman aralığında dikimini gerçekleştirebilirsiniz. Eğer tohum bulunduğu koşulları severse lavantanız çiçeklerini haziran veya temmuz aylarında açmış olacaktır.
Lavanta çok fazla suya ihtiyaç duymaz. Sadece toprakla buluştuğunda ilk suyunu vermek çok önemlidir. Toprağının nemli olması ve ayrıca asit dengesi bitkinin gelişiminde büyük rol oynamaktadır. Yine toprağın mineral yönünden zengin olmasıda önemlidir.
Saksıda lavanta bakımı için saksı boyutunu büyük seçmek gerekir. Çünkü kökleri uzun olduğu için derin olmayan saksıda iyi gelişim gösteremeyecektir. Yine mutlaka saksının tabanında birden fazla hava deliği olmasına dikkat edilmelidir.
Tohumların sağlıklı gelişebilmesi için saksıda çıkan yabani otlar mutlaka temizlenmelidir. Kökleri ve yaprakları geniş olan lavanta, ekim sırasında çevresinde biraz boşluk ister. Tohumları ise en az 3 cm derine yerleştirmelisiniz.
Ev içerisinde güneşin bol olduğu, aydınlık bir ortamda bakım sağlanmalıdır. Çok nemli toprak sevmediği için belli periyotlarla sulama yapabilirsiniz.Haftada iki defa bir kahve fincanı kadar su verebilirsiniz. Yılda 1 defa olacak şekilde ya ilkbaharda ya da sonbaharda saksı ve toprağı yenileyebilirsiniz.
Aralık ayı sonları veya mart başında lavantanın tepesinde kalan yaprakları keserek daha gür çiçeklerin oluşmasını sağlayabilirsiniz. Böylelikle tüm oksijen köklere kadar inecektir ve bitki daha sağlıklı gelişmeye devam edecektir.
KARANFİL BAKIMI
Akdeniz bölgesinde yaşayan ılıman ve sıcak iklim seven bir bitkidir. 80’den fazla cinsi olduğu bilinen karanfile ait 2000 kadar alt türe sahiptir.
Karanfil tohumunu nisan ayında 3-4 cm aralıklarla dikmeniz gerekir. Filizlenme başladıktan hemen sonra başka bir saksıya aktarılmalıdır.
Karanfil, kireçli toprakları çok sever. Toprağın humus miktarı arttırılırsa daha sağlıklı gelişir. Toprağının nemli olmasını ister. Gölge yerleri çok sever. Gün içinde yarı güneş alabileceği yerlerde de yaşamaya devam eder. Dış mekan bakımında daha sağlıklı gelişim gösterir. Hava delikli ve drenajı iyi bir saksıda bakılması bitki kök sağlığı için önemlidir.
Karanfil için yine ortamın sıcaklığı çok önemlidir. Bitkinin gelişiminde önemli rol oynamaktadır.
Karanfilin çiçekleri solmaya başladığında mutlaka bir makas yardımıyla kuruyan çiçekler temizlenmelidir.
GÜL BAKIMI
Gül bakımını evde yapmak istiyorsanız derin ve geniş bir saksı tercih etmelisiniz. Ayrıca drenajı iyi olan toprak ve alt tabanı birden fazka hava deliğine sahip bir saksı kullanmalısınız. Saksı değişimi yaz döneminde iki yılda bir olmalıdır.
Gül yetiştirmek için toprağın killi ve gübreli olması gerekir. Toprağını ilkbahar ya da sonbaharda değiştirebilirsiniz.
Gül bitkisi hava akımından, farklı cisme temastan, aşırı sıcak-soğuk ortamlardan hemen etkilenir. Bu tür ortamlarda bakılmamalıdır. Korunaklı bir yere konumlandırılmalıdır.
Gül, tomurcuk verdiği dönemlerde güneşten gün içinde 5-6 saat faydalanması gerekir. Böylece tomurcuklar sağlıklı bir şekilde çiçeklerini açmış olacaktır.
Gülün hemen yanında çıkan yabani otlar düzenli olarak temizlenmelidir. Temizlenmezse bitki gelişimini etkileyen bazı sorunlarla karşılaşabilirsiniz
Gül bakımında düzenli olarak yılda bir defa vitamin takviyesi yapmak bitkinin bağışıklığını kuvvetlendirecektir.
Naz Irmak Saf
UrbanEco Ekibi
Benim için yıllardır bulunduğum mekanların enerjisi çok önemli olmuştur. Her girdiğim mekanda ışığa dikkat ederim; mekana giren ışığın bana hissettirdiği aydınlığı ve ferahlığı önemserim. Çoğumuz duymuşuzdur eterik bedenimizin enerjisi; auramız gibi ama etki altında kaldığımız enerjilerin hayatımızı ne derece etkilediğini genelde ikinci plana atarız. Bu sadece mekanlar için değil kullandığımız eşyalarla da ilgili aslında.
Bahar, değişimin ve yenilenmenin habercisi gibidir her zaman..Oldukça zorlayıcı bir dönemden geçtik ve etkileri üzerimizde “yeni normallerle” hayatımızı akışında sürdürmeye devam ediyoruz. Birikmiş negatif enerjilerin bilinçaltımızda temizliğini yaparken aynı zamanda evlerimizin de içinde birikenleri ayıklama zamanı gelmedi mi sizce de?
Nereden başlasam diyenler için her bahar geçişinde evimde uyguladığım ritüelleri sizlerle paylaşmak istiyorum, umarım yardımcı olur.
İlk adım; istediğiniz bir odayla veya banyoyla başlayın..Bu yazıyı bir seri olarak paylaşacağım için ilk başladığım odayı bu yazıda anlatmak istiyorum sizlere: Kıyafet Odası.
Kapıdan bakıyorum içeriye. Ne hissediyorum? Sıkışmışlık veya gereksiz yük hissi mi doğuyor içime yoksa ferahlık ve rahatlık mı? Kullanmadığım eşyaları kenara alıyorum hızlıca..Eskiyen kumaşlar, yırtılan tişörtler, kopan düğmeler ne varsa ayıklıyorum tek tek.. Sezonsal kıyafetleri kuru temizleme için ayırıyorum (kabanlar, montlar vs). Tüm dolabı indirip başlıyorum temizlemeye, kıyı köşe..
Peki ne ile?
İkinci adım; sirkeli ve limon uçucu yağlı su ile silme, yerleştirme ve aralara sedir topları – tabi ki Sedir uçucu yağı ile.. Doğal naftalin gibi rahatlıkla kullanabildiğim sedir toplarıma sedir uçucu yağından döküyorum yerleştirmeden önce. Bu arada dolapların uç kısımlarına küçük keçeler kesip yapıştırmıştım daha önceden, kesinlikle tavsiye ederim. Keçeler iyi bir uçucu yağ tutucudur. Onlara da aynı şekilde sedir ve biraz da limon uçucu yağ damlatıyorum. Hem odanın kokusu ferahlıyor hem de güve etkisini azaltmış oluyorum.
Üçüncü adım; Onarılabilecekler için bir torba hazırlıyorum ve terziye gidecek şekilde planlıyorum. Bana daha fazla hizmet etmeyeceğini düşündüğüm kıyafetlerimi verebileceğim yerleri belirliyorum sonrasında ve onlarda doğru bir torbaya. Bazı kıyafetlerimi de ikinci el olarak satmak için ayırıyorum, bu uygulamayı yıllar öncesinde kullanmaya başlamıştım ve bu da iyi bir opsiyon elimizdekileri değerlendirmek adına. Bazı kıyafetlerimiz ise ne verilebilecek ne de satılabilecek durumda oluyor (örneğin tek kalmış çorap vs gibi) bu durumda da sizlere bazı mağazaların giysi kumbaralarını takip etmenizi öneririm. Parçaların ne olduğuna bakmaksızın geri dönüşüm amacıyla bu kumbaralarda çok iyi seçenek.
Ardından odayı temizliyorum ve mis gibi bir dal adaçayı ile niyetlerimi içimden geçirerek tütsülüyorum. Sadeleşerek ferahlayalı ve eşya yerine deneyime daha çok kaynak ve zaman ayırdığımı farkedeli 5 sene oldu, iyi ki de oldu..Peki ya siz? Hangi odayla başlıyorsunuz bahar temizliğine?