Artık hepimiz, plastik kullanımını bırakmanın, atıkları azatlmanın, doğaya saygılı ürünler kullanmanın, su ve elektrik kullanımına dikkat etmenin, bitki temelli beslenmenin ne kadar önemli olduğunu her yerde duyuyor veya okuyoruz. İyi ama neden bu kadar önemli?
İşte bu sorunun cevabını yeterince iyi kavramazsak, bir temel oluşturmazsak yapacağımız değişiklikler ne yazık ki hevesten öteye gidemez.
Artık haberlerde, sosyal medyada, programlarda şu kelimeleri duymaya aşinayız: iklim krizi, iklim değişikliği, küresel ısınma.
Gelin, önce bunlar ne anlama geliyor, ona bakalım.
İklim değişikliği iklim özelliklerinin uzun bir süre içerisinde değişmesine denir.
Küresel ısınma ise, tüm dünyadaki ısı derecelerindeki uzun süreli artıştır.
Karbondioksit, metan, diazot monoksit ve su buharı gibi atmosferde doğal olarak bulunan gazlara sera gazları ismi verilir. Bu gazlar ısıyı tutarak yüzey sıcaklığının yüksek olmasını sağlar. Buna da sera etkisi denir. Onlar olmasaydı sıcaklık -18 derece olurdu, yani bu gazlar gezegeni yaşanabilir kılar. Şu anki ortalama sıcaklığımız ise 16 derece.
Normal ısınma şu şekilde gerçekleşir: Güneş’ten gelen enerji atmosferden geçer ve yeryüzüne ulaşır. Yerküre bu ışınlar emer ve ısı uzaya doğru yayılır. Güneş’ten Dünya’ya gelen enerji ile Dünya’nın uzaya yaydığı enerji aynı miktardadır. Fakat sera gazları bir battaniye gibi bu gazların uzaya geri yayılmasına engel olur ve onları tutar. Biz, insanlar olarak, daha fazla sera gazı ürettikçe, bu battaniye gitgide daha fazla kalınlaşır. Uzaya geri gitmesi gereken enerji yerkürede hapsolur, sıcaklık da işte bu sebeple yükselir.
İklim aslında doğası gereği değişkendir. 5-6 bin sene önce Sahra Çölü’nde göl olduğunu, Vikinglerin ortaçağda Grönland’a yerleşip tarım yaptığını biliyoruz.
Periyodik atmosfer-okyanus etkileşimleri, El Nino dönemleri, okyanus akıntıları, bitki sayılarındaki değişiklikler, Güneş-Dünya-Jüpiter arasındaki etkileşim, kıta hareketleri, Güneş’in verdiği enerji, volkanik patlamaları… Bunlar iklimi doğal olarak etkileyen ve değiştirebilen faktörlerdir.
Fakat ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada bu değişimin sebebi, biziz.
Sanayi Devrimi öncesi döneme (1750) baktığımızda atmosferdeki karbon miktarı 280 ppm idi. Şu anda ise (24 Şubat 2021) bu oranın 416,30 ppm olduğunu görüyoruz. Son 800.000 senenin herhangi bir zaman dilimindeki orandan çok çok daha yüksek.
İnsanlık olarak fosil yakıt yakarak veya çimento üreterek atmosfere her yıl ortalama 7,8 milyar ton karbon ekliyoruz. Tarım ve hayvancılık için ormanları kesip tarla açarak ise 1,1 milyar ton… Bunun hepsi tabii ki atmosfer tarafından emilmiyor; 2,3 milyar tonu denizler, 2,6 milyar tonu bitkiler tarafından emiliyor. Ayrıca kayaların da her yıl 300 milyon ton karbon emme potansiyeli var. Fakat salınan karbon ile emilen karbon arasındaki fark ne yazık ki kapanmıyor. Atmosferdeki karbon miktarı her yıl 4 milyar ton artıyor.
2020 yılı, Avrupa Birliği Kopernik İklim Değişikliği Servisi raporuyla (2016 yılıyla birlikte) küresel anlamda en sıcak yıl olarak kayıtlara geçti. Ekstrem hava sıcaklıkları, yangınlar, seller, kasırgalar tüm dünyada etkisi acımasızca gösteriyor ve biz bu şekilde yaşamaya devam ettikçe sıcaklıklar artmayı, iklim krizi kendini daha da yakından göstermeyi sürdürecek.
Belki biraz daha önce olsa, elimizden geleni yapalım derdim; gezegeni bu hale getiren biziz, o yüzden artık elimizden gelenin katbekat fazlasını yapmamızın zamanı geldi de geçiyor.
Nil Ormanlı Balpınar
Urbaneco Ekibi
Merhaba, bugün herkesin çok sevdiği bu güzel canavardan bahsedelim diyorum, Monstera Deliciosa yani bildiğimiz Devetabanı. Büyük delikli yapraklarıyla oldukça estetik görüntüler veriyor. Geçtiğimiz on yılda unutulmuş olsa da son zamanlarda epey moda oldu.
Bitkinin de modası olur muymuş demeyin, oluyor valla. Kendisi Güney Amerika’nın yağmur ormanlarından kalkıp evlerimize ve ofislerimize girmeyi başardı. Aslında bir sarmaşık türü ve canavar gibi büyüdüğü için adı Monstera :) Peki bu canavara nasıl bakacağız evde, nasıl büyütüp çoğaltacağız? Aslında oldukça kolay bir bakıma sahip. Bakımı kolay dedik fakat kimilerimizin de yapmaması gereken bir takım hatalar yaptığını görüyoruz. Başlıca yapılan hatalardan biri ise bakımı hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan güzelliğine aldanarak alınması. Gelin hep birlikte bu güzelliğin bakımı hakkında bilgi edinelim. Edinelim ki sonucunu düzeltemeyeceğimiz sorunlara yol açmayalım. Aslında diğer iç mekan bitkiler gibi yazın toprağı kuru kalmayacak şekilde (abartmadan) sıkça sulayabilirsiniz. Filtreli güneş ışığı ve aydınlık alanlarda çok daha hızlı büyüyor ve ışığa doğru yöneliyor. Bu arada direkt musluk suyu değil de biraz dinlendirilmiş su vermenizi tavsiye ederim. Çoğaltma işlemini soracak olursanız, bazen ordan burdan kırdığım bir dal, bazen de kendi bitkilerimi çoğaltmak adına suda köklendirme yöntemini deniyorum. Nerdeyse hepimizin evinde bulunan devetabanı çoğaltmak çok kolay. Biçimsiz büyümüş veya çok fazla büyümüş devetabanlarından bir sürü yeni minik yavru devetabanları oluşturabiliriz. Önce bitkinin kesilecek dalını belirleyin ve gövdesine yakın kısmından budama makası ile kesin. Bu şekilde bitki toprağa tutunmak için kendine yeni kökler çıkarır. Haftada bir gün suyunu değiştiriyoruz. Temiz su kullanmaya özen göstermeliyiz çünkü klorlu su bitkilerimize iyi gelmeyecektir. Küçücük bir dalın suyun içinde her geçen gün ne kadar kök saldığını görerek büyütmek ayrı bir zevk. Kökler iyice güçlenince toprağa dikmek gerekiyor ve bu kökler biraz diğerlerine göre tembel olabiliyorlar. Suyun içinde büyüdükleri için susuzluğa tahammülleri daha az oluyor diğerlerine nazaran. Saksıdaki drenajı iyi sağladığınız taktirde bir tık daha sık sulamakta fayda var. Yine bolca aydınlık yerlerde suyun içinde bile yeni yapraklar vermelerine çok şahit oldum. Bitkinizi illa toprakta yetiştirmek zorunda değilsiniz. Hem de görsel olarak bence daha farklı ve estetik bir görüntü sağlanabiliyor böyle. Her konuda olduğu gibi bu konuda da çok bilen birileri illa ki çıkar. “Onu yapmazsan olmaz”, “şu tarihte yaparsan olmaz” lar ile ilgilenmeyin. Ben bu işlemi bahsettikleri değişim tarihlerinde yapmadım. Ev ısısı yaz kış belli bir düzeyde zaten benim çiçeğim büyümeye başladı.
Sevgilerimle,
Seher Yılmaz
Urbaneco Ekibi
Günümüzün ortalama 8 saati ofislerimizde ya da masa başında geçiyor. İş için, okul için, kişisel gelişimimiz için saatlerimizi harcıyoruz. Ancak farkında olmadan yalnızca saatlerimizi değil, dünyayı da harcıyor olabilir miyiz? Hedeflediğimiz amaçlara ulaşmak için çabalarken gezegenimizin kaynaklarını nasıl tükettiğimizi ihmal edebiliyoruz. Hayatımızın üçte birini geçirdiğimiz çalışma alanlarında, atıklarımızın da büyük çoğunluğunu çıkarıyoruz. Halbuki basit birkaç adımla çalışırken atıklarımızı azaltabilir, gezegenimize iyi gelecek tercihler yapabiliriz.
1. Gereksiz çıktı almaktan kaçının.
Artık çoğu doküman, not ve dosyalar dijital olarak paylaşılıyor. Ancak çoğumuz hala elimizde tutup çize çize okumak istiyoruz. Bu nedenle de bazen bir dönemde bir öğrencinin kendi boyunu geçecek kadar çıktı alabiliyoruz. Bunu yaparken çevreyi düşündüğümüzü zannederek bazen arkalı önlü, tek yaprakta 4 sayfa gibi çözümler başvuruyoruz ancak yine harcanan mürekkebi ve kağıdı, yani kesilen ağaçları fark edemiyoruz. Çıktı almak yerine bilgisayarımızdan ya da tabletlerimizden okuma yapmak ise tüm bu israfın önüne geçmenin en kolay yolu. Eğer benim gözlerim yoruluyor derseniz mavi ışık filtreli bir gözlük edinerek bu yorgunluktan kurtulabilirsiniz. Okuduklarınızı çizip not almak için ise bilgisayarınızdaki yazı programının notlarını ya da PDF okuyucunun not ve işaretleme seçeneklerini kullanabilirsiniz. Artık çoğu okuyucunun işaretlemede renk seçenekleri bile var. Böylece farklı konularda birbirine karışmayan işaretlemeler de yapabilirsiniz. Üstelik bir dokümandaki bir kelimeyi, cümleyi aramak bilgisayarda çok daha kolay.
2. Dijital ortamda çalışın.
Dokümanların yanında not defterlerinizi, ajandanızı, yapılacaklarınızı da dijital ortamda kullanabilirsiniz. Microsoft'un Office 365 altındaki Outlook, Todo ve OneNote uygulamaları, Apple'ın İcloud Takvim, Hatırlatıcılar ve Notlar uygulamaları, Google'ın Takvim, Tasks ve Keep uygulamaları gibi birbiriyle ve cihazlarınız arasında senkronize ulan uygulamaları hayatı inanın çok kolaylaştırıyor. Bunun yanında Notion, Todoist, Focus To-do, Evernote gibi uygulamalar da benzer hizmetleri size sunuyor. Üstelik dijital not uygulamalarının internet tarayıcılara eklenebilen kırpma eklentileri ile internette gördüğünüz ve önem verdiğiniz yazıları, görselleri kolayca notlarınıza ekleyebiliyorsunuz. Tüm notlarınıza, takviminize ve yapılacaklar listenize hem bilgisayar, hem tablet, hem de telefondan ulaşabilmek ise yanınızda taşıyacağınız ve sonunda atık olacak bir ajanda, yapışkanlı notlar ve defterlerin yerini kolayca alacak ve size fiziksel bir yük olmaktan da çıkacak.
3. Dijital karbon ayak izinizi ihmal etmeyin.
Dijital ortamda çalışmak bir çok ağacı kurtarıyor, evet. Ancak internet görünmez bir alameti farika olarak bizleri onun karbon ayak izini ihmal etmeye de yönlendirebilir. Kullandığımız e-posta ve bulut hizmetleri kesintisiz şekilde çalışabilmek için serverlara ihtiyaç duyar. Bu serverlar ise genelde 'boş' alanlar inşa edilir, sürekli elektrik tüketir ve soğuması için sürekli su ve hava döngüsüne muhtaçtır. Yani dijital ortamda çalışırken, özellikle bulut ve e-posta hizmetlerinden faydalanırken bunu aklınızda tutmanızda fayda var. Yalnızca metin içerikli bir e-posta 4 gram, ekleri de içeren bir e posta ise 50 grama kadar karbon ayak izi salınımına sebep olmaktadır. Bir arama motorunda yaptığımız ara ise 7 grama kadar karbon ayak izi bırakmamıza neden olabilir. Bunun önüne geçmek için 'tamam', 'anlaştık' gibi kısa içerikli e-postalar göndermekten, hatırlayabileceğiniz bilgileri arama motorunda aramaktan, bulut sisteminde gereksiz dosyalar tutmaktan vazgeçebilirsiniz. Bu arada bu madde ile ilk ve ikinci maddenin çelişkiye düştüğünü düşünenler için de iç rahatlatıcı olarak şunu söyleyebilirim. Bilgisayarınızda ya da harici belleklerde tuttuğunuz dosyalar, çıktı alacağınız kağıtlar ya da kullanacağınız defterlerden daha az karbon ayak izine sahip olacaktır. Kağıt için harcanmayan ağaçlar saldığınız karbonu yakalayarak pişmanlığınızın önüne geçebilir. Ancak hala bu konuda endişeniz varsa fidan bağışı yapıp daha çok ağaç dikilmesine katkıda bulunabilirsiniz.
4. Kalemlerin de atıksız seçenekleri vardır.
Atıksız kalem deyince aklınıza yoksa ilk olarak kurşun kalemler mi geliyor? Aslında kurşun kalemler düşündüğümüz kadar atıksız değildir. Yazı yazmak için ihtiyacımız olan kurşun diye andığımız kalemin minesidir. Onu tutabilmemiz için de bir ağacın içine yerleştirilirler. Bunun yerine uçlu kalem olarak da bilinen versatil ve portmin kalemleri tercih ederseniz, yalnızca kalemin minesini kullanmış, herhangi bir ağacı yavaş yavaş yontarak yok etmemiş olursunuz. Benzer şekilde renkli kalem uçları da tercih edebilirsiniz. Ancak iş plastik tükenmez kalemlere ve işaretleme kalemlerine (fosforlu kalemlere) gelince biraz değişiyor. Eğer yeniden doldurulabilir bir işaretleme kalemi kullanmıyorsanız, o işaretleme kalemi bittiğinde dışındaki tüm plastik dönüşümü zor bir atığa dönüşür. Ancak jumbo boy fosforlu ya da fosforsuz boya kalemleri de birebir aynı işi görebilir. Tükenmez kalemler yerine ise dolma kalem kullanabilirsiniz. Pompalı bir dolma kaleminiz varsa farklı renklerle doldurarak atıksız bir yazı elde edebilirsiniz. Eğer kartuşlu bir dolma kalem kullanıyorsanız, kartuşu değiştirmek yerine bir şırınga yardımıyla tekrar doldurabilirsiniz.
5. Defterler ve notlar dünyaya zarar vermesin.
İyi güzel ama ben teknolojiyle çok mesafeliyim ve defter kullanmayı tercih ediyorum derseniz onun da daha az atıklı seçeneklerinin olduğunu söyleyebilirim. Defterlerinizi geri dönüşümlü kağıtlardan tercih edebileceğiniz gibi, eski defterlerinizin boş sayfalarından kendiniz de dikebilirsiniz. Defter dikimine ilişkin internette pek çok video bulabilmek mümkün. Eğer elinizde tek tarafı kullanılmış kağıtlardan başka bir şey yoksa, onlardan kendi kağıtları yapmanız da mümkün. Yine internetteki videolar bu konuda çok ama çok yardımcı oluyor. Üstelik evde geri dönüştürülmüş kağıt yapabilmek çok eğlenceli!
6. Çalışırken odaklanabilmek de önemli.
Odaklanmakta sorun yaşayanlardan mısınız? Günümüzde odaklanamamak çoğu insanın problemi. Kişisel alanlarımız insanlar tarafından doğrudan ya da telefon bildirimleri, e-postalar vb şeyler tarafından dolaylı olarak ihlal edilebiliyor e bu konsantrasyonumuzu yitirmemize sebep oluyor. Bunun önüne geçebilmek için çalışırken odaklanmanıza yardımcı müzikleri kulaklıkla dinleyebilir, telefonunuzu ihtiyaç duymadan görmeyeceğiniz bir yere, ekranı yere bakacak şekilde koyabilirsiniz. Ayrıca çalışma anlarınızda aromaterapiden de destek alabilirsiniz. Zihnin çalışmasını ve odaklanmasını destekleyici koku karışımları ile çalıştığınız ortamı kokulandırarak kendi çalışmalarınızı destekleyebilirsiniz. Kulağa plasebo etkisi gibi gelse de, biberiye, vetiver, nane ve turunçgiller gibi bazı uçucu yağların zihnin çalışmasını desteklediği bir çok çalışma tarafından ortaya konmuştur. Urban Aromatherapy'nin de favori odaklanma karışım yağı Brain Storming :) İçinde vetiver, biberiye ve limon var. Bir yargıya varmadan önce denemenizi kesinlikle öneririm.
7. Kahvenizi/çayınızı nasıl alırsınız, atıklı mı, atıksız mı?
Eğer bir ofiste çalışıyorsanız, ya da ders çalışmak için kütüphane ve kafelere gidiyorsanız, çalışma anında içtiğiniz çay/kahveyi nasıl tüketiyorsunuz, karton bardaklarda mı, yoksa kendi bardağınız/termosunuzda mı? Yaygın düşüncenin aksine karton bardaklar yalnızca karton değildir, içlerinde sızmayı önlemek için incecik bir plastik film kaplıdır. Bu da onu kompozit atık sınıfına sokar ve Türkiye'de kompozit atıkların geri dönüşümü şans eseri denecek kadar az bir orana sahiptir. Bu nedenle kahve/çayınızı kendi kupanıza, mugınıza, bardağınıza ya da termosunuza almanız ciddi bir tek kullanımlık bardak atığını ortadan kaldıracaktır. Eğer bir ofiste çalışıyorsanız bunun herkes tarafından yapılabilmesi için yöneticilerinizle de konuşabilirsiniz.
8. Her şeyin daha az atıklı bir alternatifi vardır.
Çalışma alanlarında kullandığımız çoğu şeyin daha atıksız bir alternatifi mutlaka vardır. Örneğin çıktı almanız gereken dokümanların yazı tipini EcoFont ailesinden seçerseniz %60'a varan kartuş tasarrufu sağlayabilirsiniz. Bir de kartuş tasarruflu bir yazıcı tercih ederseniz bu konuda elinizden geleni yaptınız demektir. Defterlere yazdıklarınızı silmek için hav çıkaran silgiler yerine hamur silgileri tercih edebilirsiniz. Bir arada durması gereken dokümanları hiçbir zaman geri dönüşüme gitmeyen zımbalar yerine tekrar kullanılabilen ataşlar ile tutturabilirsiniz. Pille çalışan ve pilinin yenilenmesi gereken elektrikli ve elektronik aletlerde şarjlı pil kullanarak pil atığıyla uğraşmaktan kurtulabilirsiniz.
Böyle küçük adımlar atarak gezegenimize yük olmaktan çıkıp ona iyi gelebilmemiz mümkün. Yeter ki bu konuda yaratıcı ve çevreci düşünmeye açık olalım.
Ceren Özcan Tatar
Urbaneco Ekibi
Kaynaklar:
https://en.reset.org/knowledge/our-digital-carbon-footprint-whats-the-environmental-impact-online-world-12302019
https://www.bbc.com/future/article/20200305-why-your-internet-habits-are-not-as-clean-as-you-think
Atıksız yaşam, isminin aksine yalnızca atıklarımıza odaklanan bir kavram değil, daha çok boyutlu, dünyaya, doğaya ve insanlara etkimizi kapsıyor. Zulümsüz kozmetikten organik beslenmeye, etik ve adil üretimden gönüllü yavaşlık ve sadeliğe bir çok kavramı bünyesinde barındıran bir çerçeve diyebiliriz. Bütün bu hassasiyetleri göstererek hayatımızın her alanında atıksız yaşama doğru adımlar atmak mümkün. Kişisel bakımımızın ve temizliğimizin merkezi banyolar ise pek çok farklı ürün ihtiyacı doğurduğu için atıksız yaşama geçişte en öne çıkan alanlardan biri. Ne şanslıyız ki artık banyolarımızı atıksız hale getirmek için birbirinden faydalı bir çok ürüne ulaşma imkanımız var. Gelin banyolarımızda 5 ana adımda nasıl atıksız hale gelebiliriz, buna bakalım:
1.Katı bakım ürünleri tercih ederek ambalaj atıklarının önüne geçebilirsiniz.
Kastil ve Arap sabunu gibi doğal olarak jel ve sıvı formda olan sabunlar haricinde çoğu sıvı kişisel temizlik ürünü aslında katı hammaddelerin sulandırılması ve içine (iyi ya da kötü) koruyucu katılmasıyla elde edilir. Sıvı haldeki bir ürün genelde nakliye ve saklamada daha kolay, ucuz ve güvenli olsun diye plastik ambalaja koyulur. Burada tabi güvenlikten kastım üretici açısından, camın kırılmaması gibi, ürünün zayi olmaması gibi önlemlerdir. Tabi işin sonunda biz tüketiciler içindekiler kısmından çok bir şey anlayamadığımız, bitince ambalajını ne yapacağımızı bilemediğimiz bir noktada tıkanır kalırız. Halbuki katı kişisel temizlik ürünlerini tercih etmek hem içeriği daha anlaşılır kılar, hem de bizi ambalaj atığı derdinden kurtarır. Tabi sularımıza daha az kimyasal bırakacağımız için su ayak izimiz de küçülmüş olur. Nedir bu katı ürünler derseniz, sabunlar, şampuanlar, saç kremleri, nemlendiriciler, hatta deodorantların bile katı formda olanları var diyebilirim sizlere. Şimdi size cildinize, saçınıza en iyi gelen seçeneği belirlemek kalıyor.
2.Kozmetikte doğal ürünleri tercih ederek hem kendinize hem de doğaya zarar vermeden kişisel bakımınızı sürdürebilirsiniz.
Tabi ki her kozmetik ürününün, doğası gereği, katısı bulunamayabiliyor. İşte böyle durumlarda bize düşen doğaya zarar vermeden kişisel bakımımıza devam edebilmek. Peki, nasıl yapacağız bunu? Tabi ki doğanın şifasından, bitkilerin özlerinden faydalanarak. Doğa her sorunumuza mutlaka bir çözümle geliyor ve bu çözümler fitoterapi ve aromaterapi vesilesiyle bizlere ulaşıyor. Doğal sabit ve uçucu yağlardan ve bitki sularından faydalanarak bitkilerin özlerinde şifa bulabiliyoruz. Yalnızca bitkiler mi peki? Tabi ki değil, mesela balmumu ve ham bal gibi malzemelerle kişisel bakımımızı zenginleştirebilir, cildimize ihtiyacı olan çözümleri doğal yollardan sunabiliriz. Renkli kozmetikte de yine doğal yağlar ve renk verici maddelerden faydalanabiliriz.
3.Vücut fırçaları, doğal iplerden yapılan lifler, kabak lifi ve doğal keselerle kendinizi şımartırken doğayı da koruyabilirsiniz.
Temel kozmetiğin yanında cildimizi temizlerken kendimizi şımartadabiliriz. Örneğin sabahları lenf sistemimizi uyandırmak ve selülit görünümünü azaltmak için at kılı vücut fırçalarını, banyomuzda pamuklu/yünlü iplerden örülmüş banyo lifleri ya da kabak lifini, ölü derilerimizi atmak için bambu ya da ketenden yapılmış keseleri kullanabiliriz. Yüzümüze yapacağımız maskelerde kağıt maske tutucular yerine ham kumaş alternatiflerinden faydalanabiliriz. Doğal hammadelerden yapılmış bu bakım ürünleri kendimizle iyi vakit geçirirken doğaya zarar vermemizi engeller. Atıksız yaşam katı ve tüketim düşmanı bir yaşam değil, aksine ihtiyaçlarımızı ve masum isteklerimizi doğaya zarar vermeden karşılamayı sağlayan bir yaşam biçimidir. Dolayısıyla doğayla uyumlu ürünler tercih ettiğimizde ekolojik ayak izimizi azaltarak bakımımızı sağlayabilir.
4.Tek kullanımlık eşyaların yerlerine yeniden kullanılabilir malzemeleri tercih edebilirsiniz.
Banyoda ne yazık ki üstüne çok fazla düşünmediğimiz, evden çıkardığımızda dert olmaktan çıktığını sandığımız çok fazla tek kullanımlık ürün var. Burada en sık kullanılan, dolayısıyla en çok atık çıkaran ürünleri derlemeye çalıştım. Epilasyon için eğer kullan-at jiletleri tercih ediyorsanız, elinizdekiler bittiğinde yerlerine 'safety razor' diye bilinen, yalnızca jileti değişerek ömür boyu kullanılabilen jilet makinelerini tercih edebilirsiniz. Ya da lazer epilasyon ile bu çabadan uzun erimde kurtulabilirsiniz.
Adet dönemlerinizde plastik hammaddeli, ağartılmış ve geri dönüşemeyen, doğada 550 yıldan uzun süre duran hijyenik pedler yerine adet kabı ya da yıkanabilir pedleri tercih edebilirsiniz. Adet olan tipik bir insanın hayatı boyunca 12 bin ped atığına sebep olduğunu düşünürsek, plastik pedlerden vazgeçmek çevre için büyük bir adım olacaktır.
Banyolarda sık sık kullanılan bir diğer kullan-at ürün ise kulak pamukları ya da diğer adıyla pamuklu çubuklar. Pamuklu çubukların çubuk kısmı genelde plastik olur, kimse pamuğunu ayrıştırmakla uğraşmayacağı için bütün halinde çöpe gider. Halbuki kağıt ya da ahşap çubuklu olanları kullanıldıktan sonra kompost edilebilirler. Böylece doğal bir hammadde olan pamuğıun da gereksiz yere sonu şehir çöplüklerinde bitmemiş olur.
Eğer sık makyaj yapan biriyseniz makyaj temizleme konusu sizin için önemli olacaktır. Makyajınızı temizlerken temizleme mendillerinin ya da temizleme sularının döküldüğü ve kimyasalla buluştuğu için kompost edilemeyecek pamuk pedler yerine yıkanabilir yüz temizleme pedlerinden faydalanabilirsiniz. Pek çok alternatifi bulunan bu minik yardımcılar yumuşak dokularıyla cildinizi yıpratmadan nazikçe temizleyecektir. Elinizi yıkarken sabunla köpürtüp durulayarak bir kenara asmanız ya da çamaşırlarınızın yanında makinaya atmanız ise temizlenmesi için yeterli olacaktır.
Yüzünüzü yıkayıp temizledikten sonra kağıt havluya mı kuruluyorsunuz? Öyleyse size kötü bir haberim var. O kağıt havlular çok kısa selüloz bağlarına sahip oldukları için ne yazık ki geri dönüştürülemiyorlar. Bu nedenle onlar da şehir çöplüklerine giden doğal malzemelerden. Ama kağıt havlular yerine kağıt havlu boyutunda ince kumaşlar ya da pofuduk havlulardan yardım alabilirsiniz. Eğer bol miktarda elinizin altına depolarsanız sabah akşam ayrı bir kumaşla yüzünüzü kurulayabilir, çamaşır yıkayacağınız zaman bu minik yardımcıları da birlikte yıkayabilirsiniz. Üstelik bu yeniden yıkanabilir kumaşlar, temizleme pedleri ve hijyenik pedler sanılanın aksine fazladan su harcanmasına sebep olmadan, uslu uslu diğer çamaşırlarınızın yanında yıkanabilirler.
5.Banyo tekstilinde ve aksesuarlarında pamuklu ve bambu kumaşlar, cam ve ahşap gibi hammaddeler tercih edebilirsiniz.
Tek kullanımlık malzemeleri çok kullanımlıklarla değiştirdik, ambalaj atıklarının çaresine baktık, kozmetiğimizi ise doğal hammaddelerden karşıladık. Ama banyoda hala konuşmadığımız bir nokta var. O da banyo tekstili ve aksesuarları. Bu ürünler doğal olmadıklarında insanlara doğrudan zarar vermezler, ancak doğaya ciddi zararları dokunur. Polyester yapıdaki havlu ve paspas gibi banyo tekstil ürünleri yıkanırken suya 5mm'den küçük mikroplastikler bırakırlar, bu mikroplastikler sular aracılığıyla beslenmemizin bir parçası olan sucul canlılara ulaşır, ver ardından bize döner. Diş fırçalık, sabunluk gibi banyo aksesuarları ise doğal değil de plastik hammaddeden üretildiğinde arkasında çok büyük karbon ayak izi bırakır. Bunların yerine ahşap ve cam gibi doğal ürünler seçmeniz hem karbon ayak izinizi düşürecektir, hem de dekorasyon olarak içinizi ısıtan doğal bir banyo deneyimlemenizi sağlayacaktır.
Gördüğünüz gibi atması çok kolay 5 adımla daha atıksız bir banyoya kavuşmanız mümkün. Öte yandan hatırlatmak isterim ki, şu an dolabınızda olan ürün en ekolojik üründür. Lütfen önce elinizdekileri bitene kadar kullanın, daha sonra ihtiyaç doğdukça ekolojik ve atıksız tercihlerle alışverişinizi yapın. işte böylece gerçekten atıksız bir banyoya sahip olabilirsiniz.
Ceren Özcan Tatar
Urbaneco Ekibi
Astroloji ve kokular, kişisel gelişimin anahtarlarıdır. Hikaye, Eski Mezopotamya, Mısır, Yunan ve Roma dönemlerinde astroloji ve bitkisel tedavilerin kullanılmasıyla başlıyor. Orta Çağ Avrupa'sında astroloji, genellikle tıp pratiğiyle iç içe geçmiş, şifacıların gezegenlerin ve yıldızların sağlık üzerindeki etkilerini anlamak için bitkisel özleri ve yağları kullanmaları oldukça yaygınmış. Örneğin, astrolojik etkileri dengelemek amacıyla belirli bitkisel yağların ve özlerin kullanılması söz konusuymuş.
Astrolojide bilindiği üzere sekiz gezegen vardır: Plüton, Mars, Venüs, Merkür, Ay, Güneş, Jüpiter ve Satürn.
Zodyağın ilk burcu olan Koç, Mars tarafından yönetilir ve harekete geçiren, teşvik eden, savaşçı ve cesaretli yapısıyla öne çıkar. Paçuli, bu dinamik ve odunsu kokusuyla Mars gezegenini çok iyi tanımlar. Bu güçlü kombinasyon aynı zamanda değişim ve dönüşüm ile ilgilidir; çünkü paçuli yeniden doğuşu simgeler. Mars enerjisini çalıştırmak, size para ve aşk getirebilir; çünkü Mars, işimizdeki ve hayatımızdaki eril enerjileri de anlatır.
Bir sonraki burç, konforuna düşkün Boğalar’dır ve Venüs tarafından yönetilirler. Venüs, astrolojide aşk, uyum, denge, romantizm ve güzellik ile ilişkilidir. Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Aromaterapide bu özellikleri sağlayan yağ, itırdır. Itır, cilt, güzellik ve bakım ürünlerinde yaygın bir şekilde kullanılır ve huzur verici, romantik, dengeli ve hoş bir koku olarak bilinir. Venüs ve itır arasındaki bağlantı, her ikisinin de dişil enerjiyi yansımasıdır.
Zodyağın en çok iletişim kuran ve en pratik zekalı burcu İkizler, Merkür tarafından yönetilir. Merkür, iletişim, düşünce süreçleri, öğrenme ve zihinsel aktivite ile ilgilidir. Nane uçucu yağının aromaterapide zihinsel netlik ve enerji artışı için kullanıldığını biliyor muydunuz? Nane, sağladığı zihinsel netlik sayesinde Merkür’ün hızlı ve etkili ifade yönüne mükemmel bir destekleyici olabilir. Yaratıcı projelerde nane yağı ile yapılan aromaterapi uygulamaları, düşünce süreçlerini canlandırabilir.
Yengeç burçları, haritalarımızda annelik ve kadın figürlerini temsil eden Ay gezegeni tarafından yönetilir. Yengeç burcunu en iyi tanımlayan koku ylang ylang’dır. Ay, duygusal dünyamızı ve bilinçaltımızı simgeler; ylang ylang ise rahatlatıcı, besleyici ve afrodizyak etkisiyle Ay’ın özelliklerini taşır. Ayın evrelerinde meditasyon ile kullanıldığında, ruhsal huzur sağlar.
Aslan burcu, parlama, yükselme ve liderliği temsil eder; bu enerjiyi Güneş gezegeni yönetir. Güneş, yaşam enerjisi demektir ve portakal uçucu yağı da bu enerjiyi çok iyi yansıtır. Bu kombinasyon, neşe, yaratıcı ifade ve kendini ifade etme arzusunu güçlendirir.
Başak burçları, Merkür tarafından yönetildikleri için nane uçucu yağı ve limon uçucu yağının özelliklerinden faydalanabilirler. Nane ve limon, zihni açar ve ferahlama sağlar.
Terazi burçları ise estetik özellikleriyle öne çıkar ve Venüs tarafından yönetilir. Venüs-ıtır kombinasyonu, Terazi burçlarının doğasını destekler.
Akrep burcu, Plüton tarafından yönetilir ve gizemli bir doğası vardır. Plüton, geçiş yaptığı her yeri dönüştürür ve karanfil uçucu yağı, Plüton’un dönüştürücü özelliğini en iyi tanımlar. Karanfil, bitkisel şifa dünyasında sevgi, tutku ve ruhsal denge ile ilişkilendirilir.
Yay burcu, iyimser ve enerjik yapısıyla Jüpiter tarafından yönetilir. Tarçın uçucu yağı, canlandırıcı ve sıcak etkisiyle bu burcun özelliklerini taşır. Tarçın, zihni açar ve başarı için olumlu bir zemin hazırlar.
Oğlak burcu, disiplinli ve çalışkan yapısıyla Satürn tarafından yönetilir. Biberiye, bu kombinasyonu destekleyerek verimliliği artırabilir.
Son olarak, Kova burcu, yenilikçi ve devrimci yapısıyla Uranüs tarafından yönetilir. Okaliptus uçucu yağı, Uranüs’ün yenilikçi ve canlandırıcı doğasını temsil eder.
Zodyağın son burcu Balık, sezgisel ve yaratıcı yapısıyla Neptün tarafından yönetilir. Lavanta, yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleriyle Neptün ile ayrılmaz bir ikilidir.
Özetle, uçucu yağları gezegenlerle birleştirdiğimizde hayatımızın birçok alanında kolaylık ve değişim getirebiliriz. Şans, bolluk, bereket, sağlık, aşk ve paranın aktif edilmesi gereken enerjiler olduğunu unutmamalıyız. Uçucu yağlar, bu enerjileri çalıştırmamıza yardımcı olur. Yıldızların ve bitkilerin sunduğu şifalardan hayat yolculuğunuzda yararlanmanız dileğiyle.
Evlerimizi temizlerken aslında kirlettiğimizin farkında mısınız? Çamaşır suyu, güçlü kir ve yağ çözücüler kullanıp evimizi mikroplardan arındırdığımızı düşünürken, yerlerine, bize mikroplardan daha fazla zarar veren kimyasallar koymuş oluyoruz. Bu risk mutfaklarda daha da tehlikeli bir hal alıyor, çünkü kimyasalları temas ettikleri gıdalarla birlikte de vücudumuza almaya başlıyoruz. Peki, başka bir temizlik mümkün mü? Elbette mümkün! Gelin mutfakta doğal, zehirsiz temizlik nasıl olur biraz konuşalım.
Mutfakta doğala dönüş inanın düşündüğünüzden daha kolay. Başlangıçta, kimyasal birikmiş tabak çanağınız, belki buğulu lekeler bırakabilir, ancak zamanla biriken kimyasal kalıntılarını attıkça, o eski günlerindeki parlaklığı geri kazanacaktır. Tezgahınız, buzdolabınız ve işin sonunda vücudunuz da tertemiz olacaktır. Ve nihayetinde, hem kendinize hem de gezegene iyi geleceksiniz.
Ceren Özcan Tatar